30 Ekim 2009

ben cok şanslı bir anneyim...


ben çok ama çok şanslı bir anneyim..beni idare eden iki melegim var ve tabii bu sabırlı hallerini meleklerimin genlerine tasıyan Vahap'ı gözardı etmemeliyim..

sinirli de olsam , huysuz da olsam, yalniz kalmaaak istiyoruuum diye haykırdıgımda bunu bir oyun sanıp,  anında gülerek yanımda  bitiveren iki harika cocugum var... 

geçtigimiz 6 ayım hic kolay gecmedi...pospartu muydu, hayat tarzımızın ani degisimi mi, dost bildigimiz herseyimizi actıgımız kisiler tarafından hancerlenmek mi, krizi bu kadar derinde hissetmek mi,  paradan nefret ettigimiz halde paranın tek konumuz olması mı, biz bunu hak etmek icin ne yaptık isyanları mı,  ya da ne kadar yalnız oldugumuzun yüzümüze vurulması mı... Belki hepsi belki bir kısmı belki de hicbiri...

bu 6 ayın kısa bir ozeti bunlar ilk akla gelen ve bu süre icinde her anı  yasamak zorunda bıraktıgım cocuklarım...onlar hep güleryüzle karşıladılar beni, gercek sevgiyi yasatarak ogrettiler, hayatta asıl önemli olanın da bundan ibaret oldugunu..gec ama sonunda gösterebildiler bana, tekrar söylüyorum: BEN ÇOK ŞANSLI BİR ANNEYİM..bunu sürekli canım cocuklarıma da söylüyorum, bu 6 ay boyunca hep söyledim..söyleyemediğim bir şey vardı: PEKİ YA ONLAR?? bunu kendime bile sormaya korktum, dünyaya iki harika cocuk getirip, sonrasında bencil içe kapanışlar, sinir ve ağlama krizleri geçirdim..hatta 2 sn sonra içim kan ağlasa da günah keçisi olarak onları secip, onlardan aldım öfkemi..aynaya baktığım anda kendimden nefret ettim her sn bu süre icinde...ben şansli bir anneyim ve COCUGUM, EŞİM, ABLAYIM, TORUNUM ve YEĞENİM...yanımda cocukarımlu birlikte ailem vardı...Annem, Vahap, Babam, Necdet, Nil, Teyzem ve Anneannem...onlar destek oldular bana, akıl, nasihat,sevgi ve dualarıyla..

Peki ya onlar? Onlar bu sürede hic sanslı degillerdi, iste söyleyemedigim sorunun cevabı...
bu süre icinde hicbir bloga bakmadım, okumak istemedim sanslı cocukların annelerini ve hikayelerini, kendi sayfamıza girmeye ise cok korktum.. Mart basında yazmısım son yazımı, ne cabuk tüketmisim o günleri...şimdi iki kardes tıpkı o zamanlarda oldugu gibi kaydedilecek neler yapıyor neler, bugün yeni bir baslangıc olacak bu sayfada...

gecen hafta söz vermiştim kendi kendime, güclü ve pozitif olma konusunda...zor ama güzelbir hafta geciverdi bile, bu hafta itibariyle de blog baslıyor yeniden...bugunkü yazı biraz itiraf yazısı oldu...Fakat sonraki yazılar yine iki kardeş başrollerde olaccak...

BEN ÇOK ŞANSLIYIM...ne yaşarsam ve yaşayacaksa yaşayayım BEN ÇOK ŞANSLIYIM, EN ŞANSLI ANNEYİM!!

1 Mart 2009

oturmaya alışıyoruz...


artık yatmaktan iyice bunalmış bir kızımız var..Hoş genelde yatmaktan çok kuacakta gezmeyi tercih ediyoruz doğduğumuzdan bu yana..O nedenle Zeynep'in oturması en çok da beni mutlu ediyor..Tavanları seyretmekten çok daha hareketli bir dünya var artık kızımızın vizöründe.. ilgili fotoğraf ise Dersu'nun doğumgünü partisinde çekildi, bizzat süper fotoğrafçı Nil tarafından tabi:), şaşkınlıkla kalabalığa bakıyoruz.......

23 Şubat 2009

iyi ki doğdun Dersu!!


daha ilk kucağıma aldığım gün sanki dün gibi, canım oğlum halbuki dün tam 3 yaşında oldu! bebeğim, büyüdü, uyudu, kendince kurbağa gibi emekledi, güldü, kahkahalar attı, zıpladı , hopladı, yürüdü, konuştu, ilk cümlesi geçen sene "Anne, bak kar" oldu, geçen sene sonunda biraz erken büyüdü, abi oldu, Zeynep'in yakışıklı abisi:) , ve şimdi dolu dolu 3 yaşında oğlum..
Doğum günün kutlu olsuuun, iyi ki doğmuşssun, iyi ki bizimlesin:)
not: bu sene doğumgünü partilerimiz birden fazla oldu, ilk parti sevgili, Dersu'nun biricik Nil'i ve Necdet gayısının ev sahipliğindeydi:) Dedesinin dev araba pastası da tabi göz kamaştırıcı:)

9 Şubat 2009

bu yazı Zeynep için:)


eski yazılarıma bir baktım da, Dersu'nun gündemi okul, oyunlar, etkinliklerle yoğun olduğu için yazılar da o tarafa gitmiş.. Ama bu süre içinde Zeynep büyüyor, gülüyor, sosyalleşiyor - hem de inanılmaz hızla, Zeynep'çe bol bol konuşuyor, kahkahalar atıyor, herşeyi agzıyla bir güzel keşfediyor, hatta biberonunu bile kendi tutuyor:))


Nasıl geçiyor günler hızla, 4 ayımızı geride bıraktık, 5.ayımızda da bir hafta bitti bile..artık pek bir problemi de kalmadı kızımın, ilk aylardaki o hain gaz kramplarından da kurtulduk çok şükür, şu aralar full enerji ile bize yetişmeye çalışıyor canım kızım.. Bu arada kendi odasına da taşındı, kelebekli, arılı, çiçekli odamızı çok ama çok sevdik.. Zeynep bir anlamda kriz bebeği olduğu için, odasındaki dekorasyonumuzda da yaratıcılığımızı kullanıyoruz, Derya Baykal'cılık oynuyoruz yani, eski köşe lambasını çiçeklerle süsleyerek çok ama çok özel bir ışık yaptık Zeynep'e örneğin..


İki kardeşin arası da çok iyi, Zeynep sürekli Dersu'yu takipte, ona baksın, onunla oynasın diye gözünün içine bakıyor..( İlk hafta yediği o kötü Osmanlı tokadı, sadece o günde kaldı, çok şükür ki kıskançlık saldırganlığını ilk hafta yenmeyi başardık, umarım tekrar ortaya çıkmaz! ) Sırf Dersu'yu takip edebilmek için arada zorlansa da yüzükoyun yatıyor, kafa havada abi takip ediliyor..


Hele bir de o birbirlerine gözlerinin içi gülerek bakmaları yok mu, o an içim aydınlanıyor onların göz parlaklarından, iyiki diyorum, iyiki gelmiş Zeynep de aramıza, iyiki bencillik yapmamışız, izin vermişiz aramıza katılmasına.. Çok gelgitli bir şekilde öğrendim Zeynep'i, işe girmeye hazırlanıyordum yeniden, hatta bir iş görüşmem olumlu sonuçlanmış, tekliflerini değerlendiriyordum, doktora gittiğimde aklımda aldırmak vardı o yüzden..Ama hiç tanımadığım, daha önce hiç gitmediğim o bayan doktor, kalp atışlarını dinletti hiçbirşey söylemeden bana, o kalp atışı hala kulaklarımda... Sonra rüyama girdi kızım, ultrasandon önce rüyasında gösterdi bana kendini, hem de nasıl bir rüya..Tüm aile birarada, fotoğraf çektiriyoruz ve Zeynep kucağımda.. Yüzüyle, gözleriyle aynı Zeynep hem de.. Doğumundan sonraki ilk aylarda da hep sorguladım, şimdi ne rahat olacaktık biz Dersu'yla, gezecek tozacaktık, o okul, ben işte olacaktım diye... Kesin anladı o zaman da kızım hissettiklerimi hatta..Ama bir gece sabaha karşı beslenme saatimizde birden gözgöze geldik ve gülerek baktı bana kızım.. hem de ne gülmek, bir de iç çekme yanında...o an gözyaşları içinde demiştim ona, ne güzel oldu, burdasın, bizimlesin diye...Aramıza iyiki geldin güzel kızım, çok teşekkürler...

2,5 saatlik tek başınalık


ne zamandır yazamıyorum, daha doğrusu bilgisayarı açıp da internete bile giremiyorum. Bilgisayarı açtığımda da Dersu direk yanımda biterek "oyun aç bana, gol oyunu" diye tutturuyor. Zeynep bu durumdan tabiki altta kalmıyor, o da tüm şirinlik ve güler yüzünü takınarak, "bilgisayar mı, yoksa benim tatlı, gülen suratım mı" sinyallerini gönderiyor telepati yoluyla.. Sonuç: İnternet yok, yazı yok, mailler birikmiş, haberler geçip gidiyor, gündem değişiyor!


Şu an nasıl mı yazıyorum, Dersu okulda, Zeynep evde, ben kendimi attım cafe'ye, kahvemi yudumlayarak bilgisayarıma bakıyorum.. 2,5 saat vaktim var, eskiden olsa ( cocuksuz günlerimde) nedir ki 2,5 saat derdim kesin, şu an bana ömür gibi geliyor:) Bu güzel es'ten sonra, önce Dersu sonra da Zeynep'in güzel yüzlerini görmeye de tabi can atıyorum:)

28 Ocak 2009

bugün okullu olduuuk:)


Bugün okula başladık, daha doğrusu uzun okul adayları gezimiz bugün itibariyle sonuçlandı ve artık Dersu okullu oldu..


Resmi başlama tarihimiz pazartesi günü, bugün sadece Dersu'ya okulu gezdirmek için götürmüştüm ama bizimki sınıfın içine atladı birden..Onu dışarıda ekranlardan seyretmek gerçekten çok güzel, benim için bir o kadar bol gözyaşartıcıydı..Zeynep doğduğundan beri daha bir büyük&olgun görünen oğlum, bugün daha bir büyüdü..Nasıl da olgundu okula giderken, arabada ona okulu anlattığımda bir ciddiyetle dinledi. Okulun önüne arabayı parkettiğimizde ise, arabadan iner inmez öyle bir inceledi ki okulu, burası benim okulum diyerek:)) Bugünlük yemek yemeden geri döndük, ilk günden yemek yermisin diye zorlamak istemedim açıkçası, burada yemek de yenilebiliyor diye açıklama yaptım ama istemeyince de çok zorlamadım.. Bahçedeki parkta oynadık, tavşan ve tavuklara baktık, okulun dört bir tarafını resmen tavaf ettik ve çok mutluyum ki, beğendik:) Pazartesi bizim için güzel bir başlangıç olacak, doğum günümüzde de okuldayız bu sene, ne güzel:)
*fotogramız bugünden değil ama annenin favorilerinden, bugün fotoğraf çekemedik, anne heyecandan unutmuş:)

25 Ocak 2009

Dersu'nun uyku arkadaşları


Dersu geçen hafta itibariyle tekrar yatağına geri döndü, hem de kendi isteğiyle - hoş istemeden birşey yaptırabilmek mümkün değil bu şekilde sancısız bir geçiş:))) Zeynep'in doğmasıyla birlikte bizim odamızın nüfusu birden 4 kişiye çıkmıştı, bu dönem içinde Dersu'yu zorlamamaya karar vermiştik biz de Vahap'la, Zeynep'in odasını hazırladığımızda hem Zeynep hem de Dersu odalarına geçeceklerdi. Ama Dersu da sanırım odanın hala hazır olmamasından bunaldı ki o odasına geri döndü:)

kalabalık uyumaya alışmış olacak ki, şu anki yatak arkadaşları:
* Barney
* Türkçe konuşan köpeğimiz ( aynı zamanda Dersu'nun suyunu tutmaktan s0rumlu)
* Kitaplar ( her gün değişiyor ama Pİnokyo, Cemre'nin Köpeği, Atakan Çok Şeker yiyor kitapları genelde hergün okunuyor)
* Yaklaşık 15-20 tane araba, hepsi yatağın kenarına bir otoparkmış gibi diziliyor!
* Yatağının hemen yanında komodinin üzerinde koskoca Korsan Seti kutusu..Elinde olsa yatağına koyacak ama neyse ki yatağının yanına koymaya ikna edebildim:)

ve beyefendi kitaplarının tamamını okuttuktan, üzerine masal dinledikten, sonra Baby Einstein müziklerini dinledikten, "hadi korsan seti, insaat seti oynayalım!" gibi isteklerden, hadi balıklara yemek verelim diye tutturmalardan sonra, şanslıysam uykuya dalıyor. Ben bu süreclerden sonra eger ayakta durabiliyorsam tekrar aşağıya inmek, en azından bir çay/kahve içeyim, Vahap'la sohbet edeyim bari diyerek merdivenlere yöneliyorum..amanın o da ne sıra Zeynep'e geldi şimdi de.. Hadi baştan alalım besleme, uyutma konusunu...Sonrası mı, ya uyuyakalan ya da yeeteeeerrr artık diye isyan edip, aşağıda sakin sakin TV seyreden Vahap'ın başının etini yiyen bir anne:)

21 Ocak 2009

Dolu dolu geçiyor günümüz!

Bugün güzel bir enerji ile uyandım ve o enerji aynı sekilde devam ediyor! Kendi kendime, bu enerjiyi korumak icin de söz verdim bugün itibariyle, hem burada hem de ajandamda belgelendi bu sözüm, dönüş yok! .. Birkaç gündür çok kötü durumdaydım, içimdeki annelerden "bunalım anne" başroldeydi.. Bu sabah Zeynep'le birlikte uyandıgımda, kendi kendime "değişmeliyim, daha doğrusu eski halime dönmeliyim" dedim. Çünkü oflayıp pufladıkça, bana, sevgili iki kardeşe ve Vahap'a gerçekten yazık oluyor!

bu enerjiyle neler yaptık neler:)

güzel bir kahvaltı sonrası, Dersu ile kurabiye.. Meğer oğlumun içinde ne cevherler varmış, tam bir küçük şef, tembel anne olarak son aşamada fotoğraf çektim ama ilk hazırlık anından itibaren herşey oğlumun maharetli parmaklarından çıktı:)



kurabiyeler fırında piserken, bir de hazır Zeynep mısıl mışıl öğle uykusundayken bahçede biraz çapa yapalım dedik, bu haftasonu ekileceklere karar verilecek, havuç, salatalık Dersu'nun favorileri, domates&kabak gibi sebzeleri de özellikle Zeynep'in bu yazki çorbaları icin ekmemiz lazım:)



bu aralar Dersu kalelere çok meraklı..Henüz çok net konuşmadığı icin çok fazla TV seyretmesin, kaliteli programlar seyretsin diye bu aralar belgesel kanallarını takip ediyorum, en son bir belgesel seyretmiştik birlikte.. ( DaVinci Learning kanalının akşamüstü çocuklara yönelik çok güzel programları var, aynı şekilde NG kanalında da güzel programlar bulunuyor, hem eğlenceli hem de eğitici) o programda kaleleri anlatıyorlardı.. O günden bugüne tüm yüksek duvarlı binalara, kale gözüyle bakıyoruz.. Kağıtlardan nasıl kale yapabiliriz diye düşünürken, bugün akvaryumdaki eski süsümüz takıldı gözümüze tesadüfen, bugünkü öğleden sonrasının en gözde oyuncagıydı kalemiz:)


veee Zeynep hanım da aramıza katıldı!! Dersu'nun mama sandalyesi yatırılarak Zeynep icin mutfak mekanı haline getirildi..O, sürekli yatmaktan kurtuldugu icin, ben de sürekli kucağımda taşımak zorunda kalmadığım için memnun...



saat 5'e gelirken, tamirci Bob CD'si Dersu için açıldı, Zeynep Hanım oyun halısına kondu, ben yerde bilgisayarı açtım , hem oyun, hem sohbet, hem mailler, hem blog birşekilde yetişmeye çalışıyorum hayata...Dersu'nun gözü TV'de, Zeynep'in gözü Dersu'da, benim gözüm hem ikisinde hem bilgisayarda akşamı ettik bile...
























Yıldızlarımız parlıyor!

Bu aralar Zeynep'in odasını hazırlama calısmalarımız tüm hızıyla devam ediyor! Eski calisma odamiz, yavas yavas Zeynep'in odasına dönüsüveriyor. Yavas yavas diyorum cünkü her hafta bir baska is tamamlanıyor, öncelikle kitapları tasıdık salondaki yeni kitaplıgımıza, dün perdeler takıldı, daha birsürü iş var tabi: eski kitaplıklar odadan cıkacak, yatak ve dolaplar yerlestirilecek vs.. Yani Zeynep sanırım bir 15 gün daha bizim odadaki besiginde misafirligine devam edecek:) Benim gibi tezcanlı, hersey birden bitsin yengeçle, bakarız, hallederiz, bir is yapalım tam yapalım yengeç Vahap arasindaki tezat ise tam bir komedi:)


Hal böyle olunca bizim oyunlar da Dersu'nun odasında devam ediyor.. Ee tabi Dersu'nun odasında da her gecen gün degisiklikler sözkonusu..Bu seferki pospartumumu genellikle tembellik, ice kapanıklık, bir yandan kostururken bir yandan kılını bile kıpırdatmama istegi ile geciren ben sanırım yavas yavas kendime geliyorum..
Tekrar bir düzenleme, yeniden dekore etme, Dersu ile sürekli kagıt, hamur vs.. birseyler yapma istegim geri geldi!! Fotograflar da bu anımızdan, Dersu'nun duvarını yıldızlarla kapladık, gezegenlerimiz de yakın bir zamanda yapıstırılacak:))












17 Ocak 2009

Bir Cuma günü kaçamağı

Bugün iki kardeşi anneanne&büyükanne ( anneannem) & teyzem mükemmel üçlüsüyle başbaşa bırakarak, ne zamandır gitmek istediğim "Issız Adam" a gittim..

Hep bilindik bir hikayeyi, Paris, Roma,Prag'taki sokaklar yerine Beyoğlu'nun büyülü havasında , yanında kendi dilimizde, birbirinden güzel, kalplere işleyen şarkılarla birlikte izleme keyfini yaşattığı için Çağan Irmak'a teşekkürler... Şimdiye kadar izlediğim Çağan Irmak projelerindeki o Akdeniz sıcaklığı yine çok iyi geldi bana, ağlatırken gülümseten nice filmlerden biri... Erkek ve/veya kadını suçlama, eleştirme işine kesinlikle girmeyeceğim burada, beni en çok etkileyen üzüntü, ayrılık değildi çünkü, sadece aralarında yaşadıkları aşktı.. Üniversitedeyken Ünsal ( Oskay) Hoca geldi aklıma filmi seyrederken, muhakkak bir sevgili bulun derdi neredeyse tüm dersinde, hayatı anlamlı kılmak için.. Okuduğunuz kitap, dinlediğiniz müzik, soluduğunuz hava, akıttığınız gözyaşı hatta iç sıkıntınız bile daha anlamlı aşk olduğunda..Umuyorum ki, sevgili iki kardeş de en güzel şekilde hissederler aşkı, uygun zamanı yakaladıkları anda..Sonu nasıl devam ederse etsin, aşk olmalı hayatın içinde, mutluluk da, ayrılık da olsa.. Ne de olsa "Ayrılık Sevdaya dahil" sevgili Atilla İlhan'ın da dediği gibi.. ( gerçi anne yüreğim baskın geliyor, aşk olsun sevgili iki kardeşin hayatında, hem de en mutlu şekilde devam edecek :-)

Film sonrası bir de D&R kaçamağı yapayım dedim, hazır tek başıma dışarı çıkmışken,rahatça kitapların arasına dalabilmek için.. daha kapıdan içeri girerken Zuhal Olcay'ın güzel sesiyle karşılaştım, filmdeki güzel müziklerin üzerine, filmin devamı etkisi yarattı birden.. Zuhal Olcay'ın, "Aşk'ın Halleri" albümü bahsettiğim, kesinlikle öneriyorum:) Gerçi İstinye Park-Darüşşafaka arası sadece ilk 5 şarkısını dinleyebildim, gerisini yarınki cumartesi kahvaltımızda dinleyebileceğiz umarım, ama yine de öneriyorum:)

15 Ocak 2009

İmkansız yoktur!

"İmkansız, bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine, kendilerine sunulan dünyayı yaşamayı daha kolay bulan, küçük insanların attığı büyük bir kelimedir. İmkansız bir gerçeklik değil, bir görüştür. İmkansız bir iddia değil, meydan okumadır. İmkansız potansiyeldir, geçicidir. İmkansız yoktur."
Bu slogan, adidas'ta ilk çalışmaya başladığım 2004 yılında lansmanını gerçekleştirdiğimiz ve halen de markanın slogan olarak kullandığı, "Impossible is Nothing" kampanyasının mantrası.. Daha iş görüşmesi sırasında görüp etkilendiğim ve çalıştığım 4 sene boyunca beni hep heyecanlandıran kuvvetli bir slogandı "İmkansız yoktur". Öylesine kuvvetliydi ki, otobüs duraklarında kullandığımız tanıtım çalışmaları camlar kırılarak alındı, sürekli bizden posterler istendi. Hatta reklam müdürü bir arkadaşım, bu mantrayı dergiden kestim ve oğlumun odasına astım, her sabah bunu okuyarak güne uyansın demişti..
Kampanyada, geçmişte imkansızlıklarla boğuşmuş ama asla yılmamış önemli sporcuların başarı hikayeleri anlatılıyordu. Sıska olduğu için sürekli dalga geçilen Muhammed Ali, bacakları uzun olduğu için sırıkla atlamada başarılı olamayan ( sırıklara sürekli bacakları çarptığı için) ama uzun atlamada şu an rekorlar kıran Yelena Isinbayeva gibi birçok sporcunun imkansız hikayeleri yeralıyordu.
Bu aralar proje çocukları ve kıyaslamacı annelerin hikayelerini dinledikçe, bu kampanya geliverdi aklıma. Benim çocuğum daha akıllı, 5 dil biliyor, aynı günde yüzme &sanat&resim&spor&100 soruluk matematik testi vs... hepsini yapabiliyooor övünmeleri arasında, beni etkileyen sadece yukarıdaki sözcükler, "İmkansız yoktur"...

10 Ocak 2009

Emektar sevgili zürafamız


Dersu'nun doğmasından çok önce almıştım kendisini, Dersu doğar doğmaz da en sevdiği oyuncaklarından oldu..Hatta o kadar severdi ki, yıkadığımız zamanlar kurumasını dört gözle beklerdik bu sevimli Playskool zürafanın.. Boynundaki, ayaklarındaki halkalar, kulaklarındaki hışırtıyla ayrı ayrı sesler çıkartıp, güzelce şenlendirmişti oğlumun kulaklarını:) O kadar çok oynamışız ki kendisiyle, bacağında ufak bir söküğü de olmuş..
Şimdi bu sevimli zürafa, Zeynep'in elinde, hem de uyku arkadaşı. Dersu uyku arkadaşı olarak benim elimi seçmişti, Zeynep'te bu alışkanlık en başta oluşmasın
diye şanslı biri seçilmeliydi uyku arkadaşı olarak..Ve bizim sevgili emektar zürafamız,
kızımın en sakin, melek gibi anlarını, mis gibi soluğuna şahit oluyor her gece...

5 Ocak 2009

Biran önce yaz gelse


Biran önce yaz gelse, gelmeli çünkü Zeynep giyinmekten nefret ediyor!

Banyo zamanı, altımızı değiştirdiğimiz ve soyunduğumuz herhangi bir aktivite Zeynep'in en mutlu anları..Ama ne zaman kıyafet giymeye sıra geliyor, bizim little sis basıyor yaygarayı, hem de ne yaygara!
İlgili resim giyinme deneyimimiz yine yaygarayla sonuçlanınca, biraz olsun sakinleşmesi için body'siyle bıraktığım an çekildi.. 10 sn önceki yaygaradan eser kalmamış, eller &kollar oynamaya hazır halde bekleyen Zeynep Hanım'ın hali:)

Kısa ama çok güzel ilk okul deneyimimiz


Bugün Dersu'yla birlikte önemli bir görüşmemiz vardı.. Önemli çünkü Dersu'nun belki de 18 senesini geçireceği okul için görüşmeye gittik. Şu an oturduğumuz yerin beni en cezbeden yanıydı Alev Okulları, bir de ortancalarla dolu güzel bahçemiz..Uzak, şehir dışı burası diye sızlanıp dururken, önce okulu gördüm, sonra da bahçemizi ve güzelim pembe ortancaları.. Hemen alalım burayı dedik Vahap'la sonra, burası tam Dersu'luk..

Sabah saat 10'daydı Okul Müdürü ile randevumuz, önümüzdeki sene itibariyle başlamayı hedefliyoruz. Anaokulu kısmı ayrı bir binada, o bina siteden baktığımda bana hep küçük görünürdü, ama içini gezince koskoca tek katlı bir okul çıktı karşımıza Dersu'yla.. adidas'ta çalıştığım zamanlar pek fazla aşina olduğum ama açıkcası bana hep soğuk görünen Almanca bile sıcak geldi bana bu sımsıcak okul ortamında.. Biz okulu gezerken, Dersu da en küçüklerin bulunduğu ( 2005'liler) sınıfa girdi ve sınıftan da bir daha çıkmak istemedi. Biz mecburen Sevgi Hanım'la yalnız devam ettik gezmemize:) Şimdiye kadar herhangi bir anaokulu, oyun grubunda 10 dk bile yalnız kalmamıs olan oğlum, biz okulu gezip sohbet ederken, o arkadaşlarıyla sıraya girip, önce ellerini yıkayıp, yemek salonuna gitmişti bile..Onun yanına gittiğimde ise, o çoktan yaşıtlarıyla aynı masaya oturup, doğdugundan beri agzına sokmayı sürekli reddettiği yoğurdu bir güzel kaşıklıyordu:)) Yaklaşık 2,5 saate yakın bir süre kalmışız okulda hiç farketmeden, ayrılmak da istemedik zaten..

okulu gezerken aklıma, Amerika'dayken gönüllü olarak çalıştığım ilkokul geldi, Louise Archer Okulu..O zaman hayran kalmıştım okula, eğitim anlayışına, öğretmenlere, kullanılan materyallere.. Derslerde problemi olan çocuklara, ayrıca biz öğretirdik sorunlu oldukları konuları sevgili Kathy ile..Sınıf dışında, ayrı bir odada, bol M&M'li ders anlatımlarıydı bu süreç, zaten Amerika dönüşü +10 kg ile anı kaldı bedenimde o günler.. Bugün Alev'i gezerken, o okul geldi aklıma, tarz, sınıflar, yapı çok benziyordu Louise Archer ile... Tek farkı Louise Archer devlet okuluydu, herkesin yararlanabileceği... Oradayken hep bizim çocuklarımızı düşünmüştüm, neden bizim çocuklarımız böyle şartlarda eğitim göremiyor diye üzülürdüm..Ne yazıkki burada o tarz bir eğitimin yüksek bir bedeli var, hem de %8 KDV ile...

2 Ocak 2009

yazacak o kadar şey varki ama zaman çok az...


yazacak o kadar şey varki ama zaman çok az...
birkaç gündür little sis. biraz huysuz, uyumuyor, gülmüyor, oynamıyor, kucakta bile yanaklarını şişirip, beş karış suratla yerleri inceliyor... geçmiş deneyimlerden ve bol tükürük salgısından dolayı, inci dişlerimizin erken geleceğini sanıyorum..

biryandan Dersu haklı olarak ilgi istiyor, oyun oynamak istiyor...
ben ise Zeynep'i susturmak, Dersu icin güzel aktiviteler yaratmak ve belki bu dönemde biraz bencilce ama kendime zaman ayırabilmek&yalnız kalabilmek arasında gidip geliyorum. Bugünümüz aşırı yoğun, koşturmacalı olarak devam ediyor, şu an sadece biraz "es" verdik, Zeynep Hanım tavşan uykusunda, Dersu mecburi TV karşısında, ben en azından maillerimi kontrol etmek için kısa süreligine bilgisayar karşısında...

yeni yıl yazımız başta olmak üzere çok fazla şey vardı buraya yazacağımız ama zamanım çok dar.. Zeynep doğmadan önce ne çok zamanım varmış, oğlum, sevgili, kendim,yakınlarım için...
O zaman zamansızlıktan yakınırdım bir de..