28 Ocak 2009

bugün okullu olduuuk:)


Bugün okula başladık, daha doğrusu uzun okul adayları gezimiz bugün itibariyle sonuçlandı ve artık Dersu okullu oldu..


Resmi başlama tarihimiz pazartesi günü, bugün sadece Dersu'ya okulu gezdirmek için götürmüştüm ama bizimki sınıfın içine atladı birden..Onu dışarıda ekranlardan seyretmek gerçekten çok güzel, benim için bir o kadar bol gözyaşartıcıydı..Zeynep doğduğundan beri daha bir büyük&olgun görünen oğlum, bugün daha bir büyüdü..Nasıl da olgundu okula giderken, arabada ona okulu anlattığımda bir ciddiyetle dinledi. Okulun önüne arabayı parkettiğimizde ise, arabadan iner inmez öyle bir inceledi ki okulu, burası benim okulum diyerek:)) Bugünlük yemek yemeden geri döndük, ilk günden yemek yermisin diye zorlamak istemedim açıkçası, burada yemek de yenilebiliyor diye açıklama yaptım ama istemeyince de çok zorlamadım.. Bahçedeki parkta oynadık, tavşan ve tavuklara baktık, okulun dört bir tarafını resmen tavaf ettik ve çok mutluyum ki, beğendik:) Pazartesi bizim için güzel bir başlangıç olacak, doğum günümüzde de okuldayız bu sene, ne güzel:)
*fotogramız bugünden değil ama annenin favorilerinden, bugün fotoğraf çekemedik, anne heyecandan unutmuş:)

25 Ocak 2009

Dersu'nun uyku arkadaşları


Dersu geçen hafta itibariyle tekrar yatağına geri döndü, hem de kendi isteğiyle - hoş istemeden birşey yaptırabilmek mümkün değil bu şekilde sancısız bir geçiş:))) Zeynep'in doğmasıyla birlikte bizim odamızın nüfusu birden 4 kişiye çıkmıştı, bu dönem içinde Dersu'yu zorlamamaya karar vermiştik biz de Vahap'la, Zeynep'in odasını hazırladığımızda hem Zeynep hem de Dersu odalarına geçeceklerdi. Ama Dersu da sanırım odanın hala hazır olmamasından bunaldı ki o odasına geri döndü:)

kalabalık uyumaya alışmış olacak ki, şu anki yatak arkadaşları:
* Barney
* Türkçe konuşan köpeğimiz ( aynı zamanda Dersu'nun suyunu tutmaktan s0rumlu)
* Kitaplar ( her gün değişiyor ama Pİnokyo, Cemre'nin Köpeği, Atakan Çok Şeker yiyor kitapları genelde hergün okunuyor)
* Yaklaşık 15-20 tane araba, hepsi yatağın kenarına bir otoparkmış gibi diziliyor!
* Yatağının hemen yanında komodinin üzerinde koskoca Korsan Seti kutusu..Elinde olsa yatağına koyacak ama neyse ki yatağının yanına koymaya ikna edebildim:)

ve beyefendi kitaplarının tamamını okuttuktan, üzerine masal dinledikten, sonra Baby Einstein müziklerini dinledikten, "hadi korsan seti, insaat seti oynayalım!" gibi isteklerden, hadi balıklara yemek verelim diye tutturmalardan sonra, şanslıysam uykuya dalıyor. Ben bu süreclerden sonra eger ayakta durabiliyorsam tekrar aşağıya inmek, en azından bir çay/kahve içeyim, Vahap'la sohbet edeyim bari diyerek merdivenlere yöneliyorum..amanın o da ne sıra Zeynep'e geldi şimdi de.. Hadi baştan alalım besleme, uyutma konusunu...Sonrası mı, ya uyuyakalan ya da yeeteeeerrr artık diye isyan edip, aşağıda sakin sakin TV seyreden Vahap'ın başının etini yiyen bir anne:)

21 Ocak 2009

Dolu dolu geçiyor günümüz!

Bugün güzel bir enerji ile uyandım ve o enerji aynı sekilde devam ediyor! Kendi kendime, bu enerjiyi korumak icin de söz verdim bugün itibariyle, hem burada hem de ajandamda belgelendi bu sözüm, dönüş yok! .. Birkaç gündür çok kötü durumdaydım, içimdeki annelerden "bunalım anne" başroldeydi.. Bu sabah Zeynep'le birlikte uyandıgımda, kendi kendime "değişmeliyim, daha doğrusu eski halime dönmeliyim" dedim. Çünkü oflayıp pufladıkça, bana, sevgili iki kardeşe ve Vahap'a gerçekten yazık oluyor!

bu enerjiyle neler yaptık neler:)

güzel bir kahvaltı sonrası, Dersu ile kurabiye.. Meğer oğlumun içinde ne cevherler varmış, tam bir küçük şef, tembel anne olarak son aşamada fotoğraf çektim ama ilk hazırlık anından itibaren herşey oğlumun maharetli parmaklarından çıktı:)



kurabiyeler fırında piserken, bir de hazır Zeynep mısıl mışıl öğle uykusundayken bahçede biraz çapa yapalım dedik, bu haftasonu ekileceklere karar verilecek, havuç, salatalık Dersu'nun favorileri, domates&kabak gibi sebzeleri de özellikle Zeynep'in bu yazki çorbaları icin ekmemiz lazım:)



bu aralar Dersu kalelere çok meraklı..Henüz çok net konuşmadığı icin çok fazla TV seyretmesin, kaliteli programlar seyretsin diye bu aralar belgesel kanallarını takip ediyorum, en son bir belgesel seyretmiştik birlikte.. ( DaVinci Learning kanalının akşamüstü çocuklara yönelik çok güzel programları var, aynı şekilde NG kanalında da güzel programlar bulunuyor, hem eğlenceli hem de eğitici) o programda kaleleri anlatıyorlardı.. O günden bugüne tüm yüksek duvarlı binalara, kale gözüyle bakıyoruz.. Kağıtlardan nasıl kale yapabiliriz diye düşünürken, bugün akvaryumdaki eski süsümüz takıldı gözümüze tesadüfen, bugünkü öğleden sonrasının en gözde oyuncagıydı kalemiz:)


veee Zeynep hanım da aramıza katıldı!! Dersu'nun mama sandalyesi yatırılarak Zeynep icin mutfak mekanı haline getirildi..O, sürekli yatmaktan kurtuldugu icin, ben de sürekli kucağımda taşımak zorunda kalmadığım için memnun...



saat 5'e gelirken, tamirci Bob CD'si Dersu için açıldı, Zeynep Hanım oyun halısına kondu, ben yerde bilgisayarı açtım , hem oyun, hem sohbet, hem mailler, hem blog birşekilde yetişmeye çalışıyorum hayata...Dersu'nun gözü TV'de, Zeynep'in gözü Dersu'da, benim gözüm hem ikisinde hem bilgisayarda akşamı ettik bile...
























Yıldızlarımız parlıyor!

Bu aralar Zeynep'in odasını hazırlama calısmalarımız tüm hızıyla devam ediyor! Eski calisma odamiz, yavas yavas Zeynep'in odasına dönüsüveriyor. Yavas yavas diyorum cünkü her hafta bir baska is tamamlanıyor, öncelikle kitapları tasıdık salondaki yeni kitaplıgımıza, dün perdeler takıldı, daha birsürü iş var tabi: eski kitaplıklar odadan cıkacak, yatak ve dolaplar yerlestirilecek vs.. Yani Zeynep sanırım bir 15 gün daha bizim odadaki besiginde misafirligine devam edecek:) Benim gibi tezcanlı, hersey birden bitsin yengeçle, bakarız, hallederiz, bir is yapalım tam yapalım yengeç Vahap arasindaki tezat ise tam bir komedi:)


Hal böyle olunca bizim oyunlar da Dersu'nun odasında devam ediyor.. Ee tabi Dersu'nun odasında da her gecen gün degisiklikler sözkonusu..Bu seferki pospartumumu genellikle tembellik, ice kapanıklık, bir yandan kostururken bir yandan kılını bile kıpırdatmama istegi ile geciren ben sanırım yavas yavas kendime geliyorum..
Tekrar bir düzenleme, yeniden dekore etme, Dersu ile sürekli kagıt, hamur vs.. birseyler yapma istegim geri geldi!! Fotograflar da bu anımızdan, Dersu'nun duvarını yıldızlarla kapladık, gezegenlerimiz de yakın bir zamanda yapıstırılacak:))












17 Ocak 2009

Bir Cuma günü kaçamağı

Bugün iki kardeşi anneanne&büyükanne ( anneannem) & teyzem mükemmel üçlüsüyle başbaşa bırakarak, ne zamandır gitmek istediğim "Issız Adam" a gittim..

Hep bilindik bir hikayeyi, Paris, Roma,Prag'taki sokaklar yerine Beyoğlu'nun büyülü havasında , yanında kendi dilimizde, birbirinden güzel, kalplere işleyen şarkılarla birlikte izleme keyfini yaşattığı için Çağan Irmak'a teşekkürler... Şimdiye kadar izlediğim Çağan Irmak projelerindeki o Akdeniz sıcaklığı yine çok iyi geldi bana, ağlatırken gülümseten nice filmlerden biri... Erkek ve/veya kadını suçlama, eleştirme işine kesinlikle girmeyeceğim burada, beni en çok etkileyen üzüntü, ayrılık değildi çünkü, sadece aralarında yaşadıkları aşktı.. Üniversitedeyken Ünsal ( Oskay) Hoca geldi aklıma filmi seyrederken, muhakkak bir sevgili bulun derdi neredeyse tüm dersinde, hayatı anlamlı kılmak için.. Okuduğunuz kitap, dinlediğiniz müzik, soluduğunuz hava, akıttığınız gözyaşı hatta iç sıkıntınız bile daha anlamlı aşk olduğunda..Umuyorum ki, sevgili iki kardeş de en güzel şekilde hissederler aşkı, uygun zamanı yakaladıkları anda..Sonu nasıl devam ederse etsin, aşk olmalı hayatın içinde, mutluluk da, ayrılık da olsa.. Ne de olsa "Ayrılık Sevdaya dahil" sevgili Atilla İlhan'ın da dediği gibi.. ( gerçi anne yüreğim baskın geliyor, aşk olsun sevgili iki kardeşin hayatında, hem de en mutlu şekilde devam edecek :-)

Film sonrası bir de D&R kaçamağı yapayım dedim, hazır tek başıma dışarı çıkmışken,rahatça kitapların arasına dalabilmek için.. daha kapıdan içeri girerken Zuhal Olcay'ın güzel sesiyle karşılaştım, filmdeki güzel müziklerin üzerine, filmin devamı etkisi yarattı birden.. Zuhal Olcay'ın, "Aşk'ın Halleri" albümü bahsettiğim, kesinlikle öneriyorum:) Gerçi İstinye Park-Darüşşafaka arası sadece ilk 5 şarkısını dinleyebildim, gerisini yarınki cumartesi kahvaltımızda dinleyebileceğiz umarım, ama yine de öneriyorum:)

15 Ocak 2009

İmkansız yoktur!

"İmkansız, bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine, kendilerine sunulan dünyayı yaşamayı daha kolay bulan, küçük insanların attığı büyük bir kelimedir. İmkansız bir gerçeklik değil, bir görüştür. İmkansız bir iddia değil, meydan okumadır. İmkansız potansiyeldir, geçicidir. İmkansız yoktur."
Bu slogan, adidas'ta ilk çalışmaya başladığım 2004 yılında lansmanını gerçekleştirdiğimiz ve halen de markanın slogan olarak kullandığı, "Impossible is Nothing" kampanyasının mantrası.. Daha iş görüşmesi sırasında görüp etkilendiğim ve çalıştığım 4 sene boyunca beni hep heyecanlandıran kuvvetli bir slogandı "İmkansız yoktur". Öylesine kuvvetliydi ki, otobüs duraklarında kullandığımız tanıtım çalışmaları camlar kırılarak alındı, sürekli bizden posterler istendi. Hatta reklam müdürü bir arkadaşım, bu mantrayı dergiden kestim ve oğlumun odasına astım, her sabah bunu okuyarak güne uyansın demişti..
Kampanyada, geçmişte imkansızlıklarla boğuşmuş ama asla yılmamış önemli sporcuların başarı hikayeleri anlatılıyordu. Sıska olduğu için sürekli dalga geçilen Muhammed Ali, bacakları uzun olduğu için sırıkla atlamada başarılı olamayan ( sırıklara sürekli bacakları çarptığı için) ama uzun atlamada şu an rekorlar kıran Yelena Isinbayeva gibi birçok sporcunun imkansız hikayeleri yeralıyordu.
Bu aralar proje çocukları ve kıyaslamacı annelerin hikayelerini dinledikçe, bu kampanya geliverdi aklıma. Benim çocuğum daha akıllı, 5 dil biliyor, aynı günde yüzme &sanat&resim&spor&100 soruluk matematik testi vs... hepsini yapabiliyooor övünmeleri arasında, beni etkileyen sadece yukarıdaki sözcükler, "İmkansız yoktur"...

10 Ocak 2009

Emektar sevgili zürafamız


Dersu'nun doğmasından çok önce almıştım kendisini, Dersu doğar doğmaz da en sevdiği oyuncaklarından oldu..Hatta o kadar severdi ki, yıkadığımız zamanlar kurumasını dört gözle beklerdik bu sevimli Playskool zürafanın.. Boynundaki, ayaklarındaki halkalar, kulaklarındaki hışırtıyla ayrı ayrı sesler çıkartıp, güzelce şenlendirmişti oğlumun kulaklarını:) O kadar çok oynamışız ki kendisiyle, bacağında ufak bir söküğü de olmuş..
Şimdi bu sevimli zürafa, Zeynep'in elinde, hem de uyku arkadaşı. Dersu uyku arkadaşı olarak benim elimi seçmişti, Zeynep'te bu alışkanlık en başta oluşmasın
diye şanslı biri seçilmeliydi uyku arkadaşı olarak..Ve bizim sevgili emektar zürafamız,
kızımın en sakin, melek gibi anlarını, mis gibi soluğuna şahit oluyor her gece...

5 Ocak 2009

Biran önce yaz gelse


Biran önce yaz gelse, gelmeli çünkü Zeynep giyinmekten nefret ediyor!

Banyo zamanı, altımızı değiştirdiğimiz ve soyunduğumuz herhangi bir aktivite Zeynep'in en mutlu anları..Ama ne zaman kıyafet giymeye sıra geliyor, bizim little sis basıyor yaygarayı, hem de ne yaygara!
İlgili resim giyinme deneyimimiz yine yaygarayla sonuçlanınca, biraz olsun sakinleşmesi için body'siyle bıraktığım an çekildi.. 10 sn önceki yaygaradan eser kalmamış, eller &kollar oynamaya hazır halde bekleyen Zeynep Hanım'ın hali:)

Kısa ama çok güzel ilk okul deneyimimiz


Bugün Dersu'yla birlikte önemli bir görüşmemiz vardı.. Önemli çünkü Dersu'nun belki de 18 senesini geçireceği okul için görüşmeye gittik. Şu an oturduğumuz yerin beni en cezbeden yanıydı Alev Okulları, bir de ortancalarla dolu güzel bahçemiz..Uzak, şehir dışı burası diye sızlanıp dururken, önce okulu gördüm, sonra da bahçemizi ve güzelim pembe ortancaları.. Hemen alalım burayı dedik Vahap'la sonra, burası tam Dersu'luk..

Sabah saat 10'daydı Okul Müdürü ile randevumuz, önümüzdeki sene itibariyle başlamayı hedefliyoruz. Anaokulu kısmı ayrı bir binada, o bina siteden baktığımda bana hep küçük görünürdü, ama içini gezince koskoca tek katlı bir okul çıktı karşımıza Dersu'yla.. adidas'ta çalıştığım zamanlar pek fazla aşina olduğum ama açıkcası bana hep soğuk görünen Almanca bile sıcak geldi bana bu sımsıcak okul ortamında.. Biz okulu gezerken, Dersu da en küçüklerin bulunduğu ( 2005'liler) sınıfa girdi ve sınıftan da bir daha çıkmak istemedi. Biz mecburen Sevgi Hanım'la yalnız devam ettik gezmemize:) Şimdiye kadar herhangi bir anaokulu, oyun grubunda 10 dk bile yalnız kalmamıs olan oğlum, biz okulu gezip sohbet ederken, o arkadaşlarıyla sıraya girip, önce ellerini yıkayıp, yemek salonuna gitmişti bile..Onun yanına gittiğimde ise, o çoktan yaşıtlarıyla aynı masaya oturup, doğdugundan beri agzına sokmayı sürekli reddettiği yoğurdu bir güzel kaşıklıyordu:)) Yaklaşık 2,5 saate yakın bir süre kalmışız okulda hiç farketmeden, ayrılmak da istemedik zaten..

okulu gezerken aklıma, Amerika'dayken gönüllü olarak çalıştığım ilkokul geldi, Louise Archer Okulu..O zaman hayran kalmıştım okula, eğitim anlayışına, öğretmenlere, kullanılan materyallere.. Derslerde problemi olan çocuklara, ayrıca biz öğretirdik sorunlu oldukları konuları sevgili Kathy ile..Sınıf dışında, ayrı bir odada, bol M&M'li ders anlatımlarıydı bu süreç, zaten Amerika dönüşü +10 kg ile anı kaldı bedenimde o günler.. Bugün Alev'i gezerken, o okul geldi aklıma, tarz, sınıflar, yapı çok benziyordu Louise Archer ile... Tek farkı Louise Archer devlet okuluydu, herkesin yararlanabileceği... Oradayken hep bizim çocuklarımızı düşünmüştüm, neden bizim çocuklarımız böyle şartlarda eğitim göremiyor diye üzülürdüm..Ne yazıkki burada o tarz bir eğitimin yüksek bir bedeli var, hem de %8 KDV ile...

2 Ocak 2009

yazacak o kadar şey varki ama zaman çok az...


yazacak o kadar şey varki ama zaman çok az...
birkaç gündür little sis. biraz huysuz, uyumuyor, gülmüyor, oynamıyor, kucakta bile yanaklarını şişirip, beş karış suratla yerleri inceliyor... geçmiş deneyimlerden ve bol tükürük salgısından dolayı, inci dişlerimizin erken geleceğini sanıyorum..

biryandan Dersu haklı olarak ilgi istiyor, oyun oynamak istiyor...
ben ise Zeynep'i susturmak, Dersu icin güzel aktiviteler yaratmak ve belki bu dönemde biraz bencilce ama kendime zaman ayırabilmek&yalnız kalabilmek arasında gidip geliyorum. Bugünümüz aşırı yoğun, koşturmacalı olarak devam ediyor, şu an sadece biraz "es" verdik, Zeynep Hanım tavşan uykusunda, Dersu mecburi TV karşısında, ben en azından maillerimi kontrol etmek için kısa süreligine bilgisayar karşısında...

yeni yıl yazımız başta olmak üzere çok fazla şey vardı buraya yazacağımız ama zamanım çok dar.. Zeynep doğmadan önce ne çok zamanım varmış, oğlum, sevgili, kendim,yakınlarım için...
O zaman zamansızlıktan yakınırdım bir de..