22 Temmuz 2010

davetsiz dogumgünü misafirleri

enterasan bu iki kardes..yasadıgımız yer birbirinden ayrık, bireysel evlerin birarada yasadıgı bir kasaba olunca bizim kardesler de tabi insana muhtac..Dersu eskiden sokaga cıktıgımızda "insan görmeye mi cıkıyoruz?" derdi..

Hal böyle olunca sitede herhangi birini gördügümüzde anne ve cocuklar olacak yapısıyoruz tabi insanlara, tanısma & konusma ve sohbete..Bugün aksam da bahcede tek oynamaktan sıkılıp bakkala gittik... Baktık parkta insanlar var solugu orada aldık...yan siteden gelen cocuklu bir grupmus..Ben anneleri, iki kardes de cocukları aldık tanısma markajına..Ne de olsa ev sahibi konumundaydık...

o sırada dogumgünü partisi de yapıyorlarmıs.:biz de oturduk masaya, büyük abi Erdem'in dogum günü kutlu olsun tekrar:)) bazen yalnızlıklarına üzülüyorum ama yine de sıcakkanlı ve canayakın olmaları nedeniyle her sn sükrediyorum benim canım iki kardesime...

fotograf ise yine baska bir günden kalma park maceramızdan....

20 Temmuz 2010

enjoying with diversity:))

süslü zeyno tam bir su asıgı, banyo dediginiz an merdivenleri kosa kosa tırmanıp odasından bornozunu kapıyor dogru banyoya

Dersu beyse elinde olsa hic yıkanmayacak, yarın yarın yarın diye erteliyor:)) neyseki kuvete girene kadar, girince en azından sularla oynamaya baslıyor...

Dersu duzenli ve temiz, neredeyse 1 hafta kıyafetlerini giyebilecek kadar temiz tutar üzerini..digeri hergün makine dolduruyor, günde en az 4 -5 kıyafet...

zeynep hep sosyal hep sosyal asla tek basına takılamaz...Dersu ise saatlerce sesini cıkarmadan legolarıyla oynar...

zeynep biraz pisbogaz ne bulsa yer:-) Dersu secici

zeynep meyvelerin hepsine ayrı bayılır, özellikle tatlılara..Dersu hafif eksilik ister, sadece yesil renkli meyveler favorisi, elma ve erik:)

zeynep havuza cuuuup diye atlar, dersu hep kontrollüdür ihtiyatı elinden bırakmaz:))

bu farklılıklar bu sekilde sürer gider...Anne ise tüm bu farklılıklara bayılır, iki kardesin nasıl birbirlerini tamamlayıcı olduklarını gördükce sevinir de sevinir...

hep global sirketlerde calıstım o nedenle baslık o zamanlardan kalma, diversity:)) bu diversity ise tam tadını cıkarmalık:)

LEGO ADAM!

O tam bir Lego asıgı..Lego onun icin sadece bir oyuncak olmaktan cok ama cok öte..

onun o güzel yüregini elleriyle hayata geciren bir yol arkadası... aklından  o an ne geciyorsa, ne oynamak istiyorsa, ne anlatmak istiyorsa anında lego'da hayat buluyor...

o kadar komik, o kadar engin bir hayal gücü var ki hayranlıkla seyrediyorum Dersu'yu...

nasıl basladı Lego sevdamız? kücükken dev boyuttaki renkli legoları almıstım tabi Dersu'ya, hem renk hem de el koordinasyonlarımız gelissin diye..sonrasında Adnan Gayı'sı ( yani benim dayım) Kıbrıs'tan getirdi, ilk Korsan Seti legosunu...sonra devamı geldi tabi tüm aile tarafından...hatta aramızın cogu zaman limoni oldugu amcam bile dev bir Lego Polis Seti gönderdi Dersu icin... HAvaalanı seti, Uzay Polisi, Polis Tırı,  İtfaiyeciler, Starwars, ve daha bir sürü konsept lego parcacıkları...

itiraf edeyim benim de en sevdigim oyuncaktır Lego..Hele su an nasıl harikalar anlatamam..İsim geregi özellikle Marketing acısından yaklastıgım zaman zaten bir Lego Dünyası görüyorsunuz karsınızda..Basit kesinlikle her zaman basit, tutarlı ve bol sürprizli...

Dersu ile benim Lego oynarken bir farkımız var: ben elimde kitap, direktiflere göre yapıyorum, ötesine pek gecmiyorum daha dogrusu itiraf etmeliyim gecemiyorum...Dersu ise o sırada kücük elleriyle takıyor, cıkarıyor, ucuruyor, düsüyor, kırılıyor, tamir oluyor.:Dersuca bütün konseptler yaratılıyor...bu zamanlarda karsınızdaki kisinin o engin deniz hayal gücüne hayran oluyorsunuz, bir yandan da okulda, bizler tarafından, cevresince bu derya deniz hayal gücü azaltılmasın diye endiselenip duruyorsunuz seyrederken...

lego oynamadımız zamanlarda Lego.com'daki yenilikler arastırılıyor tabi, su an Atlantis, Prince of Persia, Starwars ( her zaman favori), Harry Potter ve Toy Story ...pazarlama harikaları her bir konsepte uygun Lego parcacıkları yaratıyorlar tabi:))

icime pek sinmese de Playstation bile hayatımızda...Lego indiana jones oyunuyla...hepimizi kilitliyor yalnız, tüm aile ugrasıyoruz resmen oyunla.:Dersu & Vahap& bendeniz ve tabiki Zeynep:)

sokaga cıktıgımızda ise özellikle İstinye Park'taysak ilk istikamet Lego Magazası...Dev bir Lego mağazası var bizim favorimiz..Calısanlar inanılmaz pozitif, oyun alanları ve demolar harika...

hayalimizdeki tatil mekanımız ise LEGOLAND...

lego pazarlama ekibi bizi dünyasına coktaaan cekiverdi. Hem de halinden mutlu olarak:))

Bu da Koc'un bu sene sponsor oldugu Lego etkinliginden..basında cok fazla yer almadı ama Halic Kültür Merkezi'nde biz Lego Sampiyonasında cok eglendik..Hollanda ekibinden bir yarısmacı ve Dersu projeyi denerken:)))

19 Temmuz 2010

yanar döner sn'lik kardes kavgaları..

hatırlıyorum, benden 3 yas kücük canım kardesim Necdet'le cok iyi anlasırdık ama arada kavgalarımız da olurdu tabi..bir anda alevlenip anında sönen tipik kardes kavgalarıydı tabi bizim de yasadıklarımız..Annem özellikle karısmak istemezdi kavgalarımıza..Zaten cogu da agız dalası seklinde oldugu ve fiziki darbe olmadıgı icin tehlkesizdi bir nebze..Fiziki kavgalarda ise ten rengi farklılıklarından dolayı cezalandırılan ben olurdum, Necdet beyaz tenli oldugu icin tüm darbeler onda acıkca kendini gösterirdi cünkü..:)

bir de cocukluk arkadaslıkları grubumuz vardı..Babamlar cocukluk arkadası, annemler tanısmıs cok iyi arkadas olmuslar, biz dogmusuz cok iyi arkadas olmusuz..Her sene birimiz katılmısız ..Her Cuma okuldan eve geldigimde ilk sorumuz bugün kime gidilecek veya kim gelecek olurdu? Cünkü düzenli olarak  her Cuma ve Cumartesi aksamı biraraya gelinir, Pazar günü de mutlaka piknik vs gibi dısarıda bir organizasyon yapılırdı..Ben, Necdet, Burcu, Esin, Deniz, Betül, Dursun, Hande, Can,Akif ve Duygu..Bazen Volkan, Dİdem ve Ozan...herkesin yasıtı birileri muhakkak vardı ve biz kendi icimizde bir cocuk yuvasıydık..Eski günleri düsününce gercekten su anki cocuklara cok acıyorum, kendi cocuklarım dahil.. Su anda böyle bir grupla oyun oynayabilmek icin bazen km'lerce yol katedip cocuklar kaynastırılmaya calısılıyor..

Bu grupta da tabi kavgalar olurdu, yine özellikle agız dalasları, oyuna almama, oyuncak paylasama vs...Yİne anneler ketum davranır, cocuklara birlikte oynamaları gerekliliği anlatılırdı..Ne bir anne cocugu icin bozulurdu, ne de biri günah kecisi ilan edilirdi..Herkese aynı esit tepki verilirdi ki amac birarada yasamayı ogrenmek:)

bizde de kavgalar yavas yavas basladı iki kardes arasında..Dersu daha uzlasmacı; Zeynep ise kisiliginin göstergesi daha korkusuz ve kendini kabul ettirmeye calısan tavırda..Genelde oyuncaklar paylasılamıyor..Dersu'nun tüm yaptıkları Zeynep tarafından takip edildigi ve yapılmaya calısıldıgı icin genelde ZEynep Dersu'nun elinden oyuncagını kapar, Dersu farkeder, cıglık ve tiz bir sesle bagırır, elinden almaya calısır, Zeynep kacar Dersu kovalar:)) Anne ne yapar? Annesinin uyguladıgı gibi biraz daha az karısmaya calısır, cünkü bilir ki birkac sn sonra baska birseye dalınıp hersey unutulur...

ÖZGÜVEN & ÖZDEĞER

Özgüvenli cocuklar yetistirmek her ebeveynin hayali, tabi benim de...

Bu karmasık dünyada kendinden emin ayakta durabilmek hatta en basiti aynaya güleryüzle ve kendinden emin bakabilmek...

Özgüveni geliştirmek icin bircok kitaplar yazılır, öneriler verilir..Peki ya öz değer?
Cevreme baktıgımda öyle farklı insanlar görüyorum ki.. Kendine asırı güvenen, "ben,ben ve yine ben" ciler..Bir selam vermekten bile yoksun, özgüvenli kisiler..Öz degerler peki?
Dersu'nun bebekliginden itibaren özellikle uyku öncesi "benim güzel oglum, yakısıklı oglum" gibi bol öpücük / koklama ve oksamalı uykuya dalıslarda hep özelliklerini fısıldardım kulagına..yakısıklı, akıllılardan sonra sıralanırdı özellikler: güleryüzlü, yardımsever, neseli, esprili, sakacı, düsünceli, kibar, özgün, suya bum bum diyen:) , sıcakkanlı, olumlu, inat ( bazen..) arada fiziki özellikler de girerdi devreye tabİ, boncuk burunlu gibi:)  

aynı sekilde Zeynep'te de basladı bu özellikler..bircokları benziyor...farklar ise korkusuz, kendinden emin, dikbaslı:) , tuttugunu koparan, suya bayılan su kusu, güzel saclı, alımlı...

umuyorum ki bu güzel iki kardes,  kendilerinin farkında gecirirler tüm günlerini..

2 Haziran 2010

sadece 5 dk icinde bir Nutella canavarı nasıl olusur?

ben sakince oturmus deminki Candan yazımı yazarken, Zeynep müzik dinliyor sanıyordum...
fkat o dolaptan nutella kavanozunu alıp, bütün vücudu ile yemis!!! eller, saclar, coraplar, yerdeki halı, mutfak, salondaki koltukar her yer Nutella!!!!



sanırım bu nedenle evdeki tüm yardımcılar kactı ve benim isim hiiic bitmiyor!!

müzigimiz...

bu aralar ailece favori bir sanatcımız var: Candan Ercetin..

özellikle hayatımın bu döneminde hayatım mutfakta gectigi icin, bir zamanlar Dersu uykuya dalarken bol bol Baby Einstein dinlesin diye aldıgımız mini CD calarımız artık mutfakta! :) hal böyle olunca da mutfaktaki ögun hazırlıklarımız sırasında müzik dinleme alıskanlıklarımız ben, Dersu ve Zeynep'i iyice sardı... bu aralar CD calarımızda tek bir CD var: Candan Ercetin:)

Dersu'ya, mükemmel anne olma cabalarımla  eskiden sadece Baby Einstein, Cocuk Sarkıları,Bach , Beethoven'ın besteleri dinletirdim... İkinci cocuktaki o rahatlık sonrası benim mükemmellik anlayısım da biraz degisti..su an pop müzik de listemizde..ama burada tabi secici davranıyorum, bu nedenle tek isim var bu kategoride, o da Candan Ercetin...

her birimizin sevdigi parcalar farklı ama...benim favorim biraz da bu aralar ki ruh halimi, icinde bulundugum belirsizligi anlattıgı icin "Ben Kimim", Dersu'nun en sevdigi sarkı "Git" sarkısı ki bu hafta Hürriyet'in sectigi en iyi 10'da yer alıyor, kulagı pek bir iyidir oglumun...Zeynep'in ki ise kendisinden beklenildigi gibi en oynak sarkı olan "Vay Halime" :)) herkes kendi sarkısının calınmasını istiyor, ben bir bakıma DJ olarak bu sarkıları belirli bir sırada calıyorum...

ama CD'nin tamamı gercekten cok güzel...Sözler zaten herbiri özenle yazılmıs oldugunu ilk dinlediginizde anlıyorsunuz.. Hele CD'nin son sarkısı NİNNİ tam anlamıyla 10 numara..Su anki ülkenin gidisatını öyle güzel özetliyor ve mesaj veriyor ki, bravo sevgili Candan Ercetin...


ve tabii tesekkürler...klasik terimle kulaklarımızın pasını sildigin ve müzigindeki & sanatcı durusundaki titizliğin icin...

25 Mayıs 2010

Haftasonu gezmeleri : SİLE

bize bu kadar yakın olup da 3 senedir gitmedigimiz bir yerdi Sile..Pazar sabahı plansız kahvaltı gezmesine karar verdik, yola cıktık, her zaman yola cıktıgımızda saga donerdik, bu kez sola döndük ve Şile yolundayız...
yol boyunca gözlemeciler ve piknik yerleri karsılıyor sizi..özellikle bir yerde dev bir fil heykeli cıkıyor karsınıza..Ben ormandan gercekten cıkmıs bir fil sandım ; Dersu'yla uzun zaman nerden geldigini konustuk durduk..Sonra Dersu yol boyunca elektrik direklerine,  bulutlara, agaclara fil dedi durdu:)) Şile girişinde ise sizi büyük bir üniversite kampüsü karsılıyor: Işık Üniversitesi...sonrasında da betonlasma, arka planda ise agaclar / ormanlar..

en son Sile'ye gittigimde yol kenarlarında kücük Şile bezinden kıyafet satan dükkanlar vardı, hayal meyal aklımda kalanlar bunlardı...kücük ve sevimli bir ilce..su anda ise insaat reklamları yol kenarlarında kalmıs..

evet, kabul etmeliyim biraz hayalkırıklıgı oldu ama Ergüt ailesini mis gibi kokan deniz nasıl sevindirdi anlatamam!! haydi ben ve Vahap yengec, Dersu balık burcu..dolayısıyla su bizi cekiyor..ama bizim en kücük ergüt'ümüz Zeynep de denizci...Resmen icine cekti denizin kokusunu, elini  bırakmıs olsam zaten sadece kokusunu degil, icine dalacaktı denizin:)) bir kez daha karar verdik di, ne kadar ormanın icinde yesillerin arasında yasasak da, bize su lazım, deniz lazım...Denizin kokusunu icimize cekmek lazım...hatta bütün aile dag bayır demeden denizin basladıgı ucurumun kenarına gittigimizde ise keyfimize diyecek yoktu..önümüz ucsuz bucaksız deniz, arkamızda fenerin ihtisamlı görüntüsü..bizim resimleri su an yerlestiremiyorum ama gezgin sitesinden aldıgım görsel bizim arka manzaramızdı:))


20 Mayıs 2010

Türk Dil Kurumu'na öneriler:)

o kadar saf bir yürekleri var ki, bu dillerine ve kelimelerine de yansıyor..sanslıyım ki o yüreklerden ikisi benim yanımda atıyor:)) henüz Zeynep'in bizce kelimelerini tam anlamıyla duyamıyoruz agırlıklı olarak ver, gel gibi emir kipleri duyuluyor simdilik...bir de ezgili bir "Aluuuuu" su var telefon eline alınır alınmaz...tabi his kuskusuz ki "Anneeeeeeee" en sevdigi sözcük...

Dersuca kelimeler ise süper, türk dil kurumuna öneride bulunabilecegimiz kelimeler de var:) iste sadece ücü....

kemikli insan : iskelet demek..
ateşli su : lav ( özellikle bol yanardag görüntüleri sırasında cıktı bu...)
insan yolu: kaldırım

AN'lar


eski yazdıklarıma bakıyordum da, yeniden baslarken yine Borges gerekti yazmaya...:)

........

sonu bir tokat gibi suratınıza çarpıyor belki ama ne zaman çok bunalsam muhakkak Borges'in bu dizelerini tekrar tekrar okurum, yaşadığım her anın tadını çıkarabilmek için...

ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Dersu'lu gün:))


uzun zamandır oglumla basbasa kalmıyorduk, bugün Dersu ile yalnızız evde, daha dogrusu dün aksamdan itibaren...Zeynep hanım anneannede kaldı, canım annem anne&ogul program icin bize fırsat tanıdı... Yorucu bir programın ardından simdi evdeyiz, Dersu cizgi film & lego arası verince
ben de uzunca aradan sonra bilgisayarda zaman gecirme arası verdim:)) iki cocuklu bir anne olunca ve özellikle Zeynep Hanım biraz fazla hareketli olunca, cok fazla kendine zaman ayırma sansı kalmıyor..ee bir de normal ihtiyacımızdan daha büyük bir ev, bahce, sehir dısı bir hayat ve bunları da herhangi bir yardımcı bayanı eve almama inadı eklenince ister istemez günler hep bir kosturmacayla geciyor...ama yine kendime söz verdim, artık daha düzenli yazacagım...cünkü günleri, haftaları yakalayabilmek cok zor, sanki sürekli FW tusuna basmıs gibi hızlı ayarda geciyor zaman..en azından buradaki yazılar sayesinde biraz daha es verme sansı doguyor..aslında Dersu ile gecen bu güzel gün biraz da gecmise dönme gibi geldi bana bugün, yazılar icin de bir baslangıc...
hosgeldik...:)